15 Aralık 2018 Cumartesi

Aşk'a Matem Düştü - Bölüm 3


Düşünceler bir Ankebut ağı.
Kimse olduğu gibi,
Göründüğü gibi hiç değil,
Her söz bir narkoz iğnesi, söyleyen de duyan da uyuşuk...
Bırak konuşmayı artık susmalar bile değersiz haramî yüreklere…

Bazen yanınızdaki yüreğinize en uzak olandır hani, Erdem için tam da böyleydi Nazan. Gösterişi seven, sahte iltifatların ruhunu okşamasıyla zamanı doldururdu henüz yeni başladığı işyerinde. Akşamları da birkaç kız arkadaşıyla haftada neredeyse her gün en az bir saat uğradıkları canlı müzik yapan Ateş kafeye uğrar kendilerince eğlenir, dedikodu yapar ve gelen giden erkekleri keserlerdi.

Diğer arkadaşları gibi bunalmıştı herşeyden Nazan, haftanın neredeyse altı günü sabah erkenden kalkmak zorunda olmak, o saçma kopya tasarımcısında akşamın her gün ortalama yedisine kadar gözlerini o yorucu ve salakça gelen kopya makinesinde geçirmek kısacası kendine göre bu saçma hayattan zengin bir delikanlı bulup ailesini bile silerek şaşalı hayatı elde edip rahata ermekti tek niyeti.

Onu bu hayata özendiren, etkisinde bırakan çocukluğunda doğup büyüdüğü mahallenin karışık gençlik yapısıydı. Tamamının niyeti hep bu yönde olmuştu. Ne yazıkki bir çoğu pembe düşlü vaatlerle kandırılıp hayatı bitirilmek istenen manşetüstü haberlerde vahşice kullanılıp çamur bir geleceğe bırakılan türdendi. Bir mahalle öteye taşınsalarda o iklimi henüz diğer iki arkadaşından almaya devam ediyordu, Nazan.

Geçen yıl mezun olması gerekirken, sorumsuzluğu ve vurdumduymaz disiplinsizliği sebebiyle okul yönetimi öğrenciliğine son vermişti. Erdem ve Adnan’ın tüm yardımlarına ve ısrarlarına rağmen başaramamışlardı, engel olamamışlardı okuldan uzaklaştırılmasına.

Yine kendileriyle aynı sınıfta olan arkadaşları Zeynep, her seferinde uyarıyordu Erdem ve Adnan’ı. Nazan’a sürekli gelecek hakkında aynı yaşta olmasına rağmen bildirimlerde bulunuyordu, hayatı ve öteki alemi gereğinden fazla önemseyen biriydi onun için. Yüzüne diğer arkadaşlarıyla birlikte gülselerde hiç haz etmiyorlardı ondan. Fakülte hayatı boyunca hep uğraşır, sürekli başına işler açmaya kalkarlardı Zeynep’in. Ama o herşeyin farkında olsa da üzerine düşeni her zaman yapardı.

Babası ile birlikte yaşıyordu Zeynep, anne ve babası daha çocukken hayat yollarını ayırmışlardı. Doktor olan babasıyla kalıyordu. Ünlü bir beyin cerrahıydı, gerek yurtdışı, bazende yurtiçi sürekli hareket halinde olsa da hayatları, okulundan dolayı hep sabitti şimdilik. Alışmıştı babasından kaynaklı koşturmaca olan hayatına.

İstanbul Tıp Fakültesi’ni dereceyle tamamlamış ve akademik kariyerine başlamanın planlarını yapıyordu. İnsanlığa, bilime faydalı olmak en büyük isteği ve en güzel hayaliydi.
Devam Edecek...

12 Aralık 2018 Çarşamba

Unutma Aynalar Karanlıkta Sönüktürler!

Uçsuz bucaksız hayallerdeyim yine,
Avuttuğumu sanıyorum rüyalarımda,
Hislerimi kıstırıyorum kuytularda,
Gerçekleşmesi imkansız olan arzuların gebe kaldığı,
Yeşermeye gün tutmuş dalların...
Yaşamın savurduğu bu meyhanede,
Savrulup giden anıları, boğuyorum kadehlerime...
Eskisi gibi tadı yok mezelerin! ...
Sarhoş olamıyorum ki ben, zamanı akıtamıyorum...
......
O kimsesiz melodisiz yalnızlığımda,
Bunamaya yüz tutmuş gramfonumdan dökülen nağmeler,
Döndürüyor ruhumu yeniden...
......
Savururken beni,
Dipten dibe vuran yalan kokan gözlerini düşlüyorum...
Deniz mavisi gözlerin, sümbüller, laleler ve leylaklar,
Kuşartırken bizi mutluluğun mehtaba çalan ışıltıları...
Sahteleşmiş sevginle öldüremezsin ki beni;
Ben gerçek Aşkların adamıyım!
Huzuru bulduramazsın bana,
Saadet tomurcuklarını ekemezsin ruhuma...
Yalanların üstüne kurulmuşsun sen,
Benimle bir adım bile yol alamazsınki...
Unutma;
Aynalar Karanlıkta sönüktürler!

11 Aralık 2018 Salı

Aşk'a Matem Düştü - Bölüm 2

Otobüs dinleme tesislerinden ayrılarak yoluna devam ederken biraz daha hafiflemişti Erdem’in içindeki ayrılık koru. Sanki eskiden beri tanıdığı adamla iki çift laf etmek, onun bir nebze de olsa daralan ruhunu soluklandırmıştı. Terminale girene kadar tutturdukları koyu sohbet aralarında sevecen bir sıcaklık oluşturmuştu. Otobüsten indiklerinde Aziz bey, “çok memnun oldum delikanlı…” diyerek minnet ifadesini belirttikten sonra burada yaşadığını, herşey için mutlaka kendisini arayabileceğini söyleyerek kartını uzattıktan sonra müsade isterken, Erdem çok memnun olduğunu söyleyerek elini öpmüştü Aziz bey’in ve ayrılmışlardı.

Şöyle bir etrafına baktı Erdem, hüzün dolu bir nefesin ardından terminalin dışarıdaki banklarından birine oturmuştu. Henüz biraz serin olan havayı içine çekmiş, yeni doğan güneş ile birlikte hiç bilmediği şehre gelişinin onu kuşattığı düşüncelere daldı, kendisini alacak Musa Hoca’yı beklerken. Gözüne ilişen küçük büfeye giderek soğuk bir su aldı, Erdem’in gelişini bekleyen Musa hoca motosikletiyle yaklaşırken. Beklediği kişinin gelişini hissederek ayağa kalkan Erdem’le selamlaştılar. Hoşgeldin delikanlı, dedi Musa Hoca. Daha Hoşbulduk hocam derken, Çantasını aldığı gibi motosikletine bindirip daha fazla bekleme evlat, çok yorgun görünüyorsun, dedi Musa Hoca. Yola koyuldular, geçici olarak kalacağı evine götürmüştü Hoca, ilk kez orada gördüğü Erdem’i. Musa hoca daha henüz emekli, mütevazi ailesi ve çocuklarıyla yaşayan eski bir memurdu. Avrupa’daki ağabeyi özellikle Erdem’i alıp yardımcı olmasını sıkı sıkı tembihlemişti kendisine. Gurbetteki ağabeyini asla kıramazdı, ne talepte bulunmuşsa şimdiye kadar hep sorgusuz sualsiz yapmıştı, Musa hoca.

Kısa süren bir motosiklet yolculuğundan sonra şirin bir bahçesi olan siteye girmişlerdi. Eşi Ayşe hanım kahvaltı sofrasını hazırlayarak kendilerini sitenin balkonunda beklemeye başlamıştı. İçeri girdiklerinde Musa hoca eşiyle tanıştırıp kahvaltı ettirdikden sonra, istirahat için odasını göstermişlerdi Erdem’e. Duş alıp kendini tertemiz hazırlanan yatağa bıraktığında öylesine düşünceli ve hüzünlü zihnine rağmen kısa bir süre içinde kendisini uykuya teslim etmişti….
Devam edecek...

10 Aralık 2018 Pazartesi

Biliyorum...


Hayata dair tüm yanlışları,
Öksüz bırakılan hayalleri biliyorum...
Yasaklarda tomurcuklanan sevdaların şarkılarla büyülendiğini,
Zemheri ayazındaki erimelerin yürekleri okşadığını,
Kaybedilmiş bir damla huzura muhtaç olan çocukların,
Hayallerindeki tılsımı biliyorum...
Rüzgarda savrulan sonbahar yapraklarının ateşini,
Masum bir esaretliğin hüznünü,
Aşkımın sönmeyen ateşini,
Kederlerin büyüdüğü dört duvar arasını,
Kalbime vurduğun o zehirli hançeri biliyorum...

7 Aralık 2018 Cuma

Aşk'a Matem Düştü - Bölüm 1

Kutlu bir vuslatın başlangıcı mı bu?
Hazin bir yanılgının öyküsü mü?
Sıladan gurbete düşünce yollar,
Ne sorarsan sor, hazin tüm sonlar...

Derin bir seyir tutturmuştu gözleri. Acı, birazda heyecanlı zifiri karanlıkta ilerlerken ay ışığının yansımalarıyla çizgi çizgi yol şeritlerinde kalıyordu göz bebekleri. Haftalardır zihnindeki gidiş planını gerçekleştirmenin uyandırdığı sevinç, ruhuna tatlı bir zafer hissi veriyordu. Henüz kaderinin karanlığına ilerlediğinin, nelerin beklediğinin farkında olmadan. Hemen önündeki koltukta oturan altmış yaşlarında ağarmış saçları ve soluk benziyle yüzünde yıllanmış bir burukluğun yer tuttuğu, karanlığa hazin hazin dalıp giden, yarı uykulu haliyle mücadelesini sürdürerek izlemeye devam eden adam az çok kendisinin bile anlamlandıramadığı sevincini bozmasına neden oluyordu taki hostes mola anonsunu geçene kadar.

Otobüsten indiğinde sanki fön makinası tutulmuşçasına, nemli ağır bir hava hissetti yüzünde. Yazın en derin, yöreye alışık olmayan yolcuları rahatsız edecek mevsimin ortalarıydı. Canı soğuk birşeyler istese de, beyni onu çay içmesi için ikna etmişti çoktan. Açık balkonu ve şirin tentesi olan insanı yoldan alıkoymaya şartlanmış bir tesisti Yeşil Konak. Misafirlerini ilk olarak semaverde çayın baş döndürücü kokusu karşılıyordu. Beyni zorlasa da çaya olan isteksizliğinden vazgeçirmeye yetiyordu Onu. Çayını alıp balkondaki boş bir masaya oturdu.

Tam bir yudum alacaktı ki, otobüste önünde oturan yaşlı adam yorgun mimikleriyle belirdi.

-Selamünaleyküm delikanlı. Oturabilir miyim? dedi.

Bir müddet donuk ve düşünceli haliyle seyre dalan gencin durağan bakışları karşısında kaldı.

-Tabiki, buyrun amca.

-Sağ ol evladım. diyerek oturan yaşlı adama çay ikram etmek için harekete geçmek istedi.

-Amcacım çay içer miydiniz?

-Sağ ol evladım, açık bir çay alabilirim size zahmet olmazsa.

-Estağfurullah amca ne zahmeti, diyerek çayını getirdi yaşlı adamın.

-Belli ki bu iklimin insanı değilsin? Çok terli görüyorum yüzünü. Ahh, yaşlılık işte. Tanışmadık bile…

-Önemli değil amca, Adım Erdem. Evet, ilk kez uğruyorum buralara.

-Memnun oldum evladım, bende Aziz. Emekli Öğretmenim. Yörede Demirler’in Aziz’i diye bilirler beni. Çaylarımızı soğutmadan içelim istersen, mola süresi dolmak üzere. Zaten bir saate varırız inşallah evladım.

-Peki, Aziz amca.

Mola süresinin bittiği anonsu da yankılanıyordu Yeşil Konak’ta çaylarından son yudumu aldıklarında. Yaşlı adamla tekrar otobüsteki yerini aldı Erdem.
                                                                                                                   Devam Edecek.....

5 Aralık 2018 Çarşamba

Aşk Uğramadı mı? Dönüş...

Bahar gelmedi mi yüreğine
Aşk uğramadı mı o sümbüllü bahçene
Saçlarına esmedi mi rüzgar
Turnalara vurgun aleviyle...
Gözlerine bülbül konmadı mı? hiç
Leylaklarında düşünürken...
Yüreğindeki zamanın pası silinmedi mi?
Hala bakıyor musun buğulu gözlerinle?
Dökülüyor mu kalbine bensiz her an hasret damlaları?
/Yıllar Geçse de yine de gel.../
Öpüşlerin aksın dudaklarımın kurumuş çöllerine
Hüzne dayanmasın sonu aşk durağımızın
Yitik olmasın her aşk gibi
Farklı olsun,
Farklı olsun ve bizim olsun... her deminde...
Hatırla/hatrında her şeyi...
Silinip gitmesin, sönmesin yangınımız,
Sen benim gözümde hala ufacık bir çocuksun,
Uslanmamış, ders almamış...
Nedensizce gel, nisan yağmuru gibi
İçime damla, hayat ver bana...
Neşem ol, sevincim
Kederlerimi al götür kuytulara,
Hüzünlerimiyse sandıkla, bahçemize
Kürek sallayalım karşılıklı sevda denizimize...

4 Aralık 2018 Salı

Ben, Bu Kentin Şairiyim...

Gök mavisidir bakışlarım,
Sukutadır hep haykırışlarım,
Esiriyim bu kentin acımasızlığının,
Ben, bu kentin şairiyim...

Her mevsim bir başka kabarır deniz,
Yıllardır tarumar gönül bahçem, her an tertemiz,
Senin yokluğunla baş başa geçer ömrümüz,
Ben, bu kadersiz kentin şairiyim...

Yağmurunda sırılsıklam,
Her an bahara saklanmış gibi acizim,
Gece yükselen aydaki şavkım,
Akan deryasındaki tuzuyum,
Ben, bu kentin şairiyim...

Susamış ruhum gülümsemelere,
Sarmışım benliğimle talihsizliğimi,
Yaralarıma merhem bulamamışım,
Gülüşlerin tutuklandığı kentin şairiyim, ben...